• cerenturkmenoglu

5. Höömeycİler Günü Konserİ

Höömeyciler, yani gırtlak şarkıcıları günü, Tuva'da eskiden beri geleneksel olarak kutlanan bir gün. Höömey adı verilen gırtlaktan şarkı söyleme stili Tuva müziğinin ve kültürünün en önemli öğelerinden birisi. Höömeyciler günü için yapılacak kutlamalar sabahın erken saatlerinde şaman ayini ile başladı. Akşam ise Tuva Ulusal Tiyatrosu'nda bir konser gerçekleştirilecekti. Katıldığım şaman ayininin ardından şehre dönerken müzisyen arkadaşlarım beni arayarak Ulusal Tiyatro'da akşam düzenlenecek olan konserin provasına çağırdı.


Tuva Ulusal Tiyatrosu

Ulusal Tiyatro salonuna giderek Naçın ve Tıva Ensemble’ın diğer üyeleri ile buluştum. Akşamki Höömeyciler Günü konserinde beraber bir parça çalacaktık; 'Ezir Kara’. Siyah Kartal anlamına gelen Ezir Kara, kartal kadar hızlı ve gece kadar siyah olan bir atın öyküsünü anlatıyor. Parçayı prova ederken Naçın, bu parçadan önce bir Türkçe şarkı söylememi ve ardından Ezir Kara’ya bağlamamı istedi. Hızlıca düşünürken aklıma gelen ilk parça Aşık Veysel’den Uzun İnce Bir Yoldayım oluverdi. Yaptığım uzun yolculuk göz önüne alınırsa en uygun parça bu olacaktı. Şarkıyı Ezir Kara ile aynı Re Minör tonundan alıp kemanla kendime eşlik ettim. Re’de bitirerek diğer müzisyenlere yöneldim ve doşpuluur (telli Tuva çalgısı) aynı notadan devralarak Ezir Kara için ritmi belirledi. Bu şekilde parçaları üç kere baştan sonra prova ettik ve bitirdik. Tıva Ensemble üyeleri akşam için bir de kısa konuşma yapmamı rica etti, çünkü bu yıl onların kuruluşunun otuzuncu yılıydı. Konuşmayı planlamak üzere Kültür Merkezi’nin yanındaki Tos Karak isimli geleneksel Tuva restoranına gittik. Sütlü-tuzlu Tuva çayı eşliğinde Höömey Günü ve Tıva Ensemble’ın otuzuncu yıl şerefine söyleyeceklerimi Tuvaca olarak bir kâğıda yazdık.



Dönüş yolunda metni tekrar tekrar okuyarak Ulusal Tiyatro’ya geri geldim. Akşamki konser için herkes çok heyecanlıydı. Bu akşam aynı zamanda bir gün önce yapılan Höömey yarışmasının kazananları ilan edilecek, ödüllerini alarak performanslarını sergileyeceklerdi. Açılışı Tıva Ensemble'ın yapacağı konserde pek çok farklı müzisyen yer alıyordu. Sahne arkası kalabalık ve eğlenceliydi. Geleneksel kıyafetleri içindeki müzisyenler oradan oraya koşturuyor, ben ise, Tuvaca’da kendime güvenim biraz daha artmış, yeni insanlarla tanışıp sohbet ediyor, nereden geldiğimi anlatıyordum. Türkiye’yi duyunca yüzlerinde bir gülümseme beliriyor ve “çaa, bisting dıllarıvız dömey” diyorlardı, “evet, bizim dillerimiz benzer”.



Konser öncesi kulislerde hep unutulmaz anlar yaşanır ya, bu deneyim de benim için öyleydi, olağanüstü bir birliktelik ve takım ruhuna şahit olduğum anlardan biri oldu. Konser başlayıp da sahneye çıkılmadan önce müzisyenlerden biri beni çağırarak herkesin toplandığı sahne arkasına götürdü. Herkes el ele tutuşarak tüm koridoru kaplayan büyük bir çember oluşturmuştu, ben de çembere dahil oldum. Ellerimiz bağlı hepimiz birbirimizin höömey gününü kutladık, iyi dileklerde bulunduk ve konser için başarılar diledik.



Konser


Konser başlıyordu, günün anlam ve önemine dair yapılan kısa bir konuşmadan sonra Tıva Ensemble sahneye çıktı. Sahne arkasında onları dinlemeye koyuldum. Ben onlara katılmadan önce üç şarkı çaldılar, ardından konserin sunucusu Şuruu nezaketle beni tanıtarak sahneye davet etti. Sahneye çıktım ve benim için konulmuş mikrofona doğru yöneldim, büyük salon kalabalıktı. Kemanda kısa bir doğaçlama ile başlayarak Uzun İnce Bir Yoldayım’ı çaldım, Re minör tonunda bitirerek ritmi belirlemesi için doşpuluur’a bıraktım ve Ezir Kara’ya başladık.


Biz Ezir Kara’yı çalarken sahnenin iki yanındaki büyük ekranlarda bozkırlarda dörtnala koşan atların videosu oynatılıyordu. Vurmalı çalgılarla atların nal seslerini, yaylı çalgılarla da kişnemesini canlandırıyorduk. Kemanla at sesini nasıl canlandıracağımı biraz çalışmam gerekmişti tabii. Ezir Kara bir atın hikayesiydi, çok iyi koşan kara bir at. Tuva'nın Sovyetler zamanında karşı karşıya kaldığı baskılar zamanında yazılan bu şarkı, pek çok esere konu olmuştu. Onun için yazılan şarkılardan biriydi bu söylediğimiz.



İşte Ezir Kara performansımızdan kısa bir bölüm;


Ezir Kara’nın sözleri şu şekilde.


Çel-le, çel-le, çel-le, çel-le Ezir-Karam ooy

Çel-le, çel-le, çel-le, çel-le Ezir-Karam ooy


Baglaajınga baglap kaarga

Bajın savaar Ezir-Kara

Bayır naadım bolgan çerge

Bajınga keer Ezir-Kara


Ezir-Kara, Ezir-Kara, Ezir-Kara eki adım


Soodup soodup salıptarga

Sogunnalır Ezir-Kara

Çoruk kılıp munuptarga

Çovag bilbes Ezir-Kara


Çügenneeştiñ kastap kaarga

Çüüden çaraş Ezir-Kara

Çügürükter arazından

Çüglüg kuş deg Ezir-Kara


Ezerteeeştiñ kastap kaarga

Eldep çaraş Ezir-Kara

Eeziniñ Saldañmaanıñ

Eji bolgan Ezir-Kara



Şarkı bittikten sonra cebimden konuşma kâğıdımı çıkararak mikrofona yaklaştım. “Ekii!” diye seslendim, “Ekii Tıva çonum!” (Merhaba Tuva Halkı’m!) Bunu dememle bir alkış koptu, Tuvaca konuşmam seyircinin pek hoşuna gidiyordu. Bana tekerleme gibi gelen sözcükleri takılmadan söyleyebilmek için biraz dikkat etmem gerekiyordu, seyirci ise söylediğim her cümleden sonra yüreklendirici bir şekilde tezahürat ediyordu. İlk olarak herkesin Höömeyciler Günü’nü kutladım ve bu harika müzisyen dostlarım ile sahneyi paylaşmaktan ne kadar mutluluk ve onur duyduğumu belirttim. Tıva Ensemble’ın otuzuncu yıllarını kutlayarak beni bu özel konserlerine davet eden Kültür Merkezi’ne ve başkanına teşekkürlerini sundum.



Biz sahneden indikten sonra sıra bir gün önce yapılan Höömey, yani gırtlak şarkısı yarışmasının kazananlarına gelmişti. Geçtiğimiz senelerde tüm stillere açık olan yarışma bu sene yoğun başvurular nedeniyle sadece sıgıt stilinde yapılmıştı. Tıva Türkçe'sinde 'ıslık' anlamına gelen sıgıt stili, şarkıcının aynı anda iki ses üreterek pes bir ses üstüne armonik seslerle ıslığa benzer ince bir ses eklediği şarkı söyleme stili. Tıva Ensemble’ın neredeyse tüm üyeleri bu yarışmada ödül almıştı. Bu akşam ödüller açısından aynı zamanda özel bir akşamdı. Halkın Höömeyci’si ödülü ilk kez bu sene bir kadına veriliyordu: "Çoduraa Tumat". Kendisi "Tıva Kızı" isimli kadınlardan oluşan geleneksel Tuva müziği grubunun kurucu üyesi olup, Dünya çapında konserler veren bir müzisyen.



Ödül töreni ve performanslar bitince tüm müzisyenler sahnede toplandı ve hep birlikte son bir şarkı seslendirdiler. Tam bir şölendi onları izlemek. Konserden sonra kuliste müzisyenler ile birbirimizi tebrik edip konuşurken Tuva Kültür Merkezi başkanı bana doğru geldi, elimi sıktı ve şöyle dedi: “Tebrikler, Ezir Kara çok güzel oldu, tıpkı bir at gibiydin!” Bu sözleri iltifat olarak kabul ederek teşekkür ettim. Anlaşılan kemanda atı nasıl canlandıracağımı kapmıştım.




MÜZİK


Müzikten bahsetmişken, doğanın ve doğal yaşamın Tuva müziğine etkisinden biraz söz etmek istiyorum. Tuvalar'ın göçebe hayat tarzı ve doğa ile olan bağlantıları müzikal geleneklerinin bu benzersiz şeklini almasında büyük bir rol oynuyor. Tuvalar'a göre doğa onların konservatuvarı, müzik okulu. Zanaatlerini öğrendikleri ve ilham buldukları yer. Ancak doğadaki seslere olan hassasiyetleri sadece müzikal nedenlerden değil, aynı zamanda hayatta kalma becerileri geliştirebilmek için. Sibirya'da bulunmasıyla Tuva, aşırı hava koşullarında hayatta kalması zor olan yerlerden biri. Bu yüzden göçebe topluluklar hayvanlarını nereye sürecekleri, mevsimin ilk avını ne zaman başlatacakları, yeni bölgelere ne zaman göç edecekleri veya bir sıcak ya da soğuk hava dalgasının ne zaman yaklaştığı gibi konularda doğanın seslerine itimat ediyor. Doğa, yaklaşan değişimlerin hepsini çeşitli seslerle işaret ediyor.



İleri dinleme becerilerinin sonucu olarak Tuvalar oldukça hassas bir kulak ve geniş bir ses repertuvarı geliştirmiş bulunuyor. Müzikleri doğa seslerini taklit etme ve yansıtma kavramı üzerine kurulu. Bu kavrama "boidus çurumalı" adını veriyorlar ve doğayı seslerle çizmek anlamına geliyor. Geleneksel çalgıları çeşitli hayvanları temsil ediyor ve höömey adı verilen gırtlaktan şarkı söyleme stilleri doğadaki farklı olguları ve olayları betimliyor. Höömey stili yöreye göre farklı karakteristik özellikler taşıyabiliyor. Hatta Tuvalar bir kişinin höömey söyleme stilinden o kişinin nereden olduğunu anlayabiliyor.



En önemlisi, Tuva müziği doğadan ilham alıp şekillendiği gibi aynı zamanda doğa için yapılıyor. Tuvalar doğada "çer eezi" (yer iyesi, yer sahibi) olarak adlandırdıkları ruhlar bulunduğuna inanıyor. Ormanın, nehrin, su kaynağının veya dağdaki geçidin ayrı ayrı koruyucu ruhları olduğuna inanan Tuvalar, bu ruhları memnun etmek için onlara çeşitli hediyeler sunuyor ve bu hediyelerden en önemlisi de müzik. Örneğin; ormana ava giden Tuvalar ilk olarak yer sahibine, bu durumda ormanın ruhuna, hediye olarak yiyecekler sunuyor ve ardından çalgılarını çıkararak onun için müzik yapıyor. Bu bazen tüm gece sürebiliyor. Eğer ruhları memnun ederlerse karşılığında kendilerine iyi şans ve av verileceğine inanıyorlar. Tuva halk kültüründe yer sahipleri ile ilgili pek çok hikaye ve efsane bulunuyor.


Tuvalı müzikolog Valentina Suzukey'e göre doğanın seslerle yansıtılması tüm Türk kültürlerinde mevcut ve temeli çok eskilere dayalı. Tuvalar'ın ses duymasının bu derece ince ve keskin olmasının göçebe hayat tarzının bir getirisi olduğunu belirtiyor ve mevsimden mevsime doğa yavaş yavaş değişirken göçebelerin hayatta kalmak için değişimi duymak ve farkında olmak zorunda olduklarını söylüyor. İşte Suzukey ile olan konuşmamızdan bir kesit:


"

Ben şehirde büyüdüm, ancak göçebe hayat tarzını araştırırken fark ettim ki doğaki seslerin hepsinin kendi zamanı var. Kışlak'tayken (göçebelerin kışın konakladığı yer) turpan (ördekgillerden bir kuş) kışın sonunda ilk uçup gelen göçmen kuş olur. O uçup geldiğinde kış bitmiş demektir. Kış bitiyor, yani -45 derece soğuklar olmayacak. İnsan tabii ki doğadaki her değişimi fark edemiyor. Kar eridiği zaman birçok kişi kış bitmiş diye düşünüyor, ancak karlar erimiş olsa da yer hala don halde. Bu kuş öttüğü zaman göçebeler anlar ki yer de erimeye başlamış, don çözülmüş. Yavaş yavaş çimler, yeşil otlar çıkmaya başlar. O zaman baharlığa göç edilir, Kışlaktan baharlığa göç çabuk yapılır. Bu, hayvanlar eski otları bitirdiği için yeni büyüyecek olan yeşil otlar baharlıktan yazlığa, yazlıktan güzlüğe ve oradan tekrar kışlağa göç edip geldiklerinde hayvanlar için hazır olsun, hayvanlar gelecek kışın otlarını önceden yemesin diye yapılır.
Baharlıkta iken hüthüt kuşu (çavuş kuşu) öttüğü zaman Tuvalar buğdayı yere saçıp göçe hazırlanır. Büyük olmayan, aileye yetecek kadar bir alanda tarım yapılır. Guguk öttüğü zaman baharlık bırakılıp yazlığa göç edilir. Göçtükten sonra yazın gelip buğday ekilen alanı sularlar.
Yazlığa gidene kadar kuzular doğmuş olur. Yeni çıkan otla beslenir ve böylece kıştan önce güçlenirler. Hayvanların sütü çoğalır, tam o zamanlarda Tuva içkisi, kımız yapılmaya başlanır. Yazlıkta güvercin ailesinden olan gögeezin kuşunun öttüğünü duyunca ailenin erkeği çocuklarını toplayıp buğdayları sulamaya gider, bu kuşun ötmesi yakında çok sıcakların geleceğine işaret eder.
Sürüsünü düzenleyen turna kuşunun sesi duyulunca güzlüğe göç etme zaman gelmiş demektir. Güzlükte iken ilk karın kokusunu alan geyiklerin çıkardıkları sesler kışın ilk av zamanını simgeler ve av için taygaya çıkılır. Evdeki kadınlar kış için kıyafetler hazırlamaya başlar.
Tabii ki doğada bu saydıklarımdan başka daha bir çok ses var; kuşların, taygadaki yabani hayvanların, evcil hayvanların sesleri her mevsim farklı. Göçebe halkın sesleri tanıması ve farkında olması gerekiyor, ama sadece bu da yeterli değil, sesleri aynı zamanda kendisinin de üretebilmesi lâzım. Özellikle mevsim değişimlerinde doğanın sesleri çok önemli, çünkü onlar doğanın seslerine göre yaşıyorlar. Ben buna göçebenin sesli takvimi adını veriyorum.

"




100 views1 comment
  • Grey Facebook Icon
  • Grey YouTube Icon
  • Grey Instagram Icon